|
AMERİKA'NIN MUHALİF SESİ / Ben Harper
İki CD'ye böldüğü altıncı stüdyo albümü ''Both Sides Of The Gun''la sadece kalbini dünyaya açmakla kalmadı, ayrıca Amerika'nın en güçlü muhalif müzisyenlerinden olduÄŸunu bir kez daha kanıtladı Ben Harper. 36 yaşındaki sanatçı, sıkı bir Udi Hrant Kenkuliyan hayranı olduÄŸunu açıklamayı ise İngiltere temsilcimiz Eralp Baydar'la yaptığı söyleÅŸiye sakladı. ÖnceliÄŸi yeni albümüne verelim. Altıncı stüdyo albümün "Both Sides Of The Gun"ın birbirinden çok farklı iki CD'den oluÅŸmasını neye borçluyuz? Stüdyoya girmeden önce albüm için kenara attığım besteleri gözden geçirdiÄŸimde çoÄŸunun içerik açısından birbirine zıt uçlarda olduÄŸunu farkedip kafamı kaşıdım. O parçaları aynı CD'de bir araya getiremezdim, çünkü ardarda dinlendiklerinde fena sırıtacaklardı. "Ne yapmalı?" derken çözümü albümü iki ayrı CD'ye bölmekte buldum. İlki sakin ve uysal, ikincisi gürültülü ve kızgın. İlki özel hayatım, ikincisi dış dünyayla ilgili. İşin güzel yanı, yapıları çok farklı bu parçalar iki ayrı CD'de toplandıklarında birbirini mükemmel tamamlıyor. Tıpkı yin ve yang gibi. Bu arada, iki CD de yarım saatin biraz üzeri uzunlukta ve "Both Sides Of The Gun"ın toplam uzunluÄŸu 70 dakikayı bile bulmuyor. Demek istediÄŸim ÅŸu ki, kendini dizginlemeyi bilemeyen, iyi beste-kötü beste ayrımı yapmaksızın tıka basa albüm kaydetmeye kalkıp tek CD yetmeyince ikincisine taÅŸmakta sakınca bulmayan özdenetim yoksunu megalomanyak sanatçılardan deÄŸilim. "Both Sides Of The Gun"ın ilk CD'sinde eÅŸin aktrist Laura Dern'e ithaf ettiÄŸin aÅŸk ÅŸarkıları, çocuklarına yazdığın akustik ninniler, barış dizeleri var. İkinci CD ise, dünya görüşünü yansıtan, olup bitenlere tepkini dile getirdiÄŸin politik parçalarla dolu. Bu ikinci gruptaki parçalardan en dikkat çekeni de, New Orleans hakkındaki 'Black Rain'. 'Black Rain'i Katrina Kasırgası New Orleans'ı vurduktan birgün sonra besteleyip kaydettim. New Orleans'ın halini ekran başında izlerken bir yandan insanların çaresizliÄŸi karşısında içim burkuldu, kendimi en az onlar kadar çaresiz hissettim, öte yandan yetkililerin eÅŸi görülmemiÅŸ vurdumduymazlığı ve beceriksizliÄŸi karşısında çılgına dönmekten kendimi alamadım. Tanrı adeta insanlara "Bakın, seçip baÅŸa geçirdiÄŸiniz ÅŸarlatanların size nasıl zerre deÄŸer vermediÄŸini kanıtlayacağım" diyordu. Orada yaÅŸananlar son derece inanılmazdı, utanç vericiydi. Seyirci kalmakla yetinemezdim. 'Black Rain'i besteleyip kaydetmem kaçınılmazdı. Yine ikinci CD'de yeralan 'Please Don't Talk About Murder While I'm Eating'de Irak'ta yaÅŸananlarla ilgili, deÄŸil mi? Evet, ama Irak konusunda daha fazla konuÅŸmak istemiyorum. Zaten söylenecek fazla orijinal birÅŸey de kalmadı. KonuÅŸursak, ister istemez bugüne kadar binlerce, milyonlarca kez söylenmiÅŸ ÅŸeyleri tekrarlayacağım. Bilirsin, ne kadar önemli olursa olsun bazı ÅŸeyler gereÄŸinden fazla tekrarlanınca anlamını yitirmeye baÅŸlıyor. Irak'ta yaÅŸananlar üzerine söylenmesi gereken neredeyse herÅŸey söylendi. Son sözü ise, Kasım 2008'deki baÅŸkanlık seçimlerinde Amerikan halkı söyleyecek. 1994'te ilk albümün "Welcome To The Cruel World"u yayınladığından beri Amerika'nın en politize sesleri arasındasın. Bu bilinçli bir seçim mi? Bırak bilinçli ya da bilinçsiz olmasını, ben bunu seçim olarak bile deÄŸerlendiremem. Sadece olması gereken ÅŸey. İnsanlığımıza yaraşır hayatlar sürmek istiyorsak, dünyamız sevgi ve adalet üzerine kurulu olmak zorunda. Şüphesiz, sevmek ve sevilmek bireye, adaletse sisteme baÄŸlı. Gelgelelim, Amerika'da adalet diye birÅŸey yok. Var olduÄŸu sanılan adalet de bir tek parası olanlara çalışıyor. Yani gerçek adalet olmaktan çok uzak. Ben politik ve sosyal yapı nedeniyle haksızlıklara maruz bırakılan insanların yanındayım. MüziÄŸim aracılığıyla adalete katkıda bulunmaya çalışıyorum. Hareket noktam politize olmak uÄŸruna politize olmak deÄŸil. Konumumu haksızlıklara tahammül edememe borçluyum. Albümlerin sound olarak birbirinden çok farklı. Hatta kendi içlerinde bile birçok tarzı birarada barındırabiliyorlar. Funk, folk, blues, reggae, gospel, country, rock... Kısacası bugüne dek flört etmediÄŸin tür kalmadı gibi ve bu yüzden eklektik olmakla suçlanıyorsun. Kendini nasıl savunacaksın? Üzgünüm ama, eklektik olmayı benden daha hakedecek kimseyi tanımıyorum! Zenci bir baba ile beyaz bir annenin çocuÄŸum. Sülalemdeki herkes ya müzisyen, ya müzik akademisyeni, ya da basitçe müzik tutkunu. Sırf büyükbabam bile eklektik oluÅŸuma yeterli açıklama sayılabilir. Protest folk yıldızı Pete Seeger ve efsanevi müzik arÅŸivcisi John Lomax'la dostluÄŸu yüzünden 50'li yıllarda CIA tarafından yakın takibe alınmış büyükbabam Charles Chase. Aynı zamanda büyükannem Dorothy'yle birlikte California'daki Folk Music Merkezi ve Müzesi'nin kurucusuydu. Orası müzikseverler için koca bir gezegen. Dünyanın dört bir yanından enstrümanları orada bulabilirsiniz. Ben orada büyüdüm, gitar, banjo ve davul çalmayı orada öğrendim. Hatta 2004'te büyükbabam öldüğünden beri de oranın sahibiyim. ÇocukluÄŸum delta blues ozanları, Bob Dylan, Marvin Gaye ve Bob Marley'yi dinleyerek geçti. Çok geçmeden Little Feat, The Allman Brothers, Jimi Hendrix ve Rolling Stones gibi isimleri keÅŸfettim. Daha sonra 80'lerin California'sında funk, rock ve rap'e merak sardım. Müzik açısından sünger gibiyim. Hiçbir zaman tarz ayrımı yapmadım. Benim için sadece iyi müzik ve kötü müzik var. Amerika'da ve Fransa'nın başı çektiÄŸi birçok Avrupa ülkesinde stadyumları dolduracak kadar büyüksün. Buna karşın, Britanya'da sınırlı bir kitle tarafından dinleniyorsun. İşin ilginç yanı, hamisi olduÄŸun Jack Johnson'ın bu yıl En İyi Uluslararası Erkek Sanatçı dalında Brit ödülüne layık bulunması. Bu durum seni ÅŸaşırtıyor ya da kızdırıyor mu? Åžaşırdığım da yok, kızdığım da. Açıkçası üzerinde fazla kafa yormadım. Ama Jack adına çok sevindiÄŸimi eklemeliyim. Onunla hep gurur duydum. Jack benim için kardeÅŸim kadar deÄŸerli. Evet, Amerika'da çok satıyorum. Yine de bu herkesin gözdesi olduÄŸum ÅŸeklinde yorumlanmasın. Fransa gibi ülkelerde halk Amerika'dan çok daha liberal, çok daha bilinçli. Oralarda beni çok daha anlayarak dinlediklerine eminim. Bilemiyorum, belki de "Ben Harper nerelerde popülerdir?" sorusunun cevabı "George Bush'un popüler olmadığı her yer"dir. İki yıl önce Blind Boys Of Alabama ile kaydettiÄŸin "There Will Be A Light" muhteÅŸem bir albümdü. Bu ortaklıkta kim kimi buldu? Önce ben onları, sonra onlar beni. Anne-babamın gospel sevgisi sayesinde Blind Boys'u ta çocukluÄŸumda keÅŸfetmiÅŸtim. Yıllar sonra, 1999'da, onlar beni keÅŸfetti. "Spirit Of The Century" albümlerinde 'Give A Man A Home' adlı bestemi yorumladılar. Laf aramızda, dinlediÄŸimde biraz bozuldum, çünkü benim bestemi benim hiç yakalamadığım, muhtemelen asla yakalayamayacağım duygu yoÄŸunluÄŸuyla yorumlamışlardı. Hemen onlarla temasa geçip övgülerimi ilettim, aramızda sıcak bir baÄŸ kuruldu. Kısa bir süre sonra yollarımız New Orleans'da kesiÅŸtiÄŸinde ortak birÅŸey yapmamızın kaçınılmaz olduÄŸu kesindi. Bir sonraki albümleri "Higher Ground"da gitar çalıp vokal yaptım, onlar da diÄŸer bir parçamı kaydetti: 'I Shall Not Walk Alone'. "Higher Ground"un takipçisi olacak albümleri için yeniden bir araya gelmeye karar verdik. Tek parça için stüdyoya girdik, ortaya koca bir albüm çıktı. Blind Boys'la çalışmak benim için cennete gitmekle eÅŸ anlamlı. Elli küsur yıldır bu iÅŸin içindeki o adamlardan çok ÅŸey öğrendim. Hatta diyebilirim ki, bildiÄŸimi sandığım her ÅŸeyi silbaÅŸtan onlardan öğrendim. Herkesin bir güç kaynağı var. Seni ayakta tutan ne? İyimserlik. Pozitif enerjimi buna borçluyum. İyimserseniz, gerisi kolay. Sevmek ve sevilmekte hiç zorlanmazsınız, ilham kaynaklarınız sınırsız olur. Motivasyonunuz da öyle. Peki ya senin için en büyük mutluluk ne? Uzun bir günün sonunda başımı eÅŸimin omzuna koyup sevdiÄŸim bir müziÄŸi dinlemek. Mesela sizin Udi Hrant Kenkuliyan. Bir dostum aracılığıyla keÅŸfettiÄŸim Hırant'ın kayıtları, benim için bütün zamanların en huzur veren müzikleri arasında... Â
|
FORUMDAN SON KONULARNE VAR NE YOK?
|

Yorum Ekle
Toplam 0 yorum var