|
SESSİZLİK SONA ERDİ! / Manga
2004 yılında çıkardığı ilk albümüyle Türk rock tarihinin en büyük başarılarından birine imza atan, geçen zaman zarfı boyunca Türkiye'nin dört bir yanını dolaşan maNga yıllardır beklenen yeni albümü ile nihayet karşımızda. Artık daha olgunlar, daha hüzünlüler ve bu defa hikayeleri Ankara'ya değil İstanbul'a, ''Şehr-i Hüzün''e ait... Sony Müzik’te hissedilir bir heyecan vardı o gün. Kimi görsek gözlerinden tarifsiz bir heyecan okunuyordu. CD kutusunu, albümü dinlememiz için bize verirlerken bile yeni doğan bebeğini kucağında tutan bir annenin özeniyle yapıyorlardı bunu. Kolay değil, çok uzun bir süredir bu albümün doğmasını bekliyorlar. Sadece onlar mı? Binlerce maNga hayranı belki de beş yıldır bugünün hayalini kurdular. Ama plak şirketi çalışanlarından ve maNga hayranlarından daha heyecanlı olanlar da var. Kim mi? Tabii ki Ferman, Yağmur, Özgür, Efe ve Cem.Yıllardır bu şarkıları mükemmel hallerine dönüştürmek için uğraştılar, didindiler ve şimdi nihayet onları sevenleriyle paylaşmaya sıra geldi. Albümü dinleme faslımız bitmek üzereyken odaya giriyor Yağmur, Ferman ve Özgür üçlüsü. Müzik fonda çalmaya devam ederken “heyecan”ın ötesinde bir şey daha görüyorum gözlerinde, o da “gurur”. Henüz yeni doğmuş olabilir ama onun da ilk çocukları gibi başarılara imza atacağını içten içe bilmenin getirdiği bir gurur bu. Beş yıllık sanatsal mücadelenin boşa olmadığını bilen bir gurur bu…
Albümün çıkışındaki gecikme sizin üzerinizde bir baskı yarattı mı ve bu baskı müziğinize yansıdı mı? Ferman: Bizi gerdiği zamanlar oldu ama müziğimize yansımadı. Bizim tatmin olmayışımız da albümü geciktirdi çünkü. Yağmur: Birçok insan için bu süre fazla gibi gözüküyor. Ama açıkçası bizim için bu süre oldukça dolu geçti, hatta hala da öyle devam ediyor. Formülizasyon uygulamak istemedik, bütün olay orada. İlk albümde başarılı olmuş şeylerin üzerine giderek yapmadık, iyice dolup biriktirmeyi bekledik ve gerçekten içimizden gelerek yapıp kayda girmek istedik. Ankara'dan İstanbul'a geldiğimiz süre aslında bizim için çok fırtınalı geçti ve hemen konserlere geçtik. Ardından her şey duruldu ve o sırada herkes kendi düzenini kurarken biraz da kendi içimizde durup beste yapma aşamasına geçtik. Rock tarihine baktığımızda ilk albümlerde gruplar kimliklerini oturtmaya çalışırlar ve sonra başyapıtlar ortaya çıkar. Ortada çok başarılı bir "ilk albüm"ün olması sizde bir kimlik sorununa yol açtı mı? İlk albüm bu kadar başarılı olmasa daha sağlıklı, daha problemsiz bir süreç olabilir miydi? Özgür: 2002 yılında kurulan bir gruptuk ve 2004'ün sonlarında çıkmıştı albüm. Orada da üç yıllık bir hazırlık süreci var aslında. Ama ilk albümün ikinci üzerinde yarattığı baskı doğru bir tespit. Birçok sanatçı da ilk albümünde başarılı oluyor ama ikinci ya da üçüncü albümlerinde aynı başarıyı elde edemeyebiliyorlar. Onun da getirdiği bir sorumluluk vardı. Elimizden gelenin en iyisini yapalım ki ismimize tezat oluşturacak bir şey gelmesin istedik. Ferman: Bir kere yaşam tarzı değiştiği için etkilenmeler değişiyor. Beslenecek başka şeyler aramaya başlıyorsun. O dönem zordu. Bir dönem oldu, işte İstanbul'a alışma süreci filan, o dönem bir şeyler biriktiremedik, biraz zor geçti. Sonra kafamızı toparladık ve tekrar yazmaya başladık.
"STEAMPUNK GİBİ BİR DURUM VAR" Etkileşimler değişti derken... Ferman: Hep çok fazla şey dinlemeye çalışıyorduk ama bu dönemde biraz daha fazla dinledik sanırım. Klasik Türk müziği çok dinlemeye başladık. Okuduklarımızı izlediklerimize kendi gözlemlerimizi katmaya, referans sağlamaya başladık. Yağmur: Türk müziği etkisi zaten ilk albümde de vardı ama bu defa daha bir su yüzüne çıktı. Albümde bir yandan postmodern, bir yandan nostaljik bir yapı var, albümün aşağı yukarı her yerine sindi bu. Planlanmış bir şey değildi ama oldu bir şekilde. Alaturka ile modern bir yapının birleşmesi gibi. Steampunk gibi bir durum hissettim ben, ilk Ferman'la bunu konuştuğumuzda da bunu söylemiştim. Ferman: Evet o açmıştı kafamdaki bazı şeyleri. Yağmur: O fikir her şeyi bir çatı altına toplamıştı. Gittiğimiz yönü gördük o sayede. Mesela steampunk'ta da alternatif bir evren vardır ve o evrenin kendi kuralları, kendi teknolojisi, kendi modası, kendi felsefesi vardır. Sanki bu albüme de kategorize etmesi zor, birden fazla öğeyle, birden fazla akımla ancak bir etiket yapıştırılabilir diye düşünüyoruz. Albüm için diyebileceğimiz şey; sanayi devriminde yaşıyor olsaydık ama bilgisayar yapmaya kalksaydık, 18. yüzyılda falan, nasıl yapardık, herhalde çok büyük bir şey olurdu ve buharla çalışan bir şey olabilirdi. Büyük boruları olurdu, belki de bir apartman büyüklüğünde olurdu. Bu albümü de en iyi tanımlayan yapı bunlar diye düşünüyoruz. Ama her dinleyen kendi filtresinden kendi geçirecektir. "HAYRANLARIMIZ DA BÜYÜDÜ, MÜZİĞİMİZ DE..." Kitleniz daha çok gençlerden oluşuyordu, şimdi müziğinizin de olgunlaşmasıyla birlikte daha büyüklere de ulaşacağınızı düşünüyor musunuz? Yağmur: Düşünüyoruz çünkü şimdi onlar da büyüdü. 4 sene o yaş jenerasyonu içinde çok büyük değişimlere sebep olur. Kendimi düşünüyorum; lisede dinlediğim müzik ile üniversitedeki arasında büyük bir fark var. Eminim aynı şeyi sunsak onlar da kabul etmeyecekti. Ferman: Her şeyin puzzle'ın bir parçası gibi sonradan oturma durumu bizi heyecanlandırıyor. Bir kurgu var ama o kurgu öyle garip tesadüflerle oturuyor ki... Grafikerimize albümden parçalar yolladığımda onun o hisle yarattığı şeylerle Yağmur'un dediği o zamansızlıkla örtüşmesi bir tesadüftü. Yağmur: İşaretleri gördük, önemli olan da odur. İçgüdülerimiz takip etmemiz önemli olan, konsept bir şeyin peşindeyseniz yaratıcı süreçte size sürekli hayattan işaretler gelir. Onları iyi takip edip algılarsanız sonuca da güzel yansır diye düşünüyorum. Tuluyhan Uğurlu'nun da o açıdan bu albümde çok önemli katkısı oldu. Piyano batı enstrümanıdır ve klasik batı müziğinin mihenk taşıdır. Tuluyhan Uğurlu piyanoyu daha alaturka kullanan bir virtüözdür. Bu da çok güzel örtüşüyor. Batılı bir enstrümanla alaturka bir icra tarzı var. "İstanbul Kanatlarımın Altında"daki tema müziği de zaten albümün bahsettiğimiz bu genel yapısına güzel oturdu diye düşünüyorum. Tuluyhan Uğurlu klasik müzik bestecisi ve virtüözü bir adam olabilir ama çok rock'n roll bir adam aslında. Linkin Park son albümde Rick Rubin'le çalıştı; U2'dan etkilenen olgun bir müzik yaptı. Grubun kitlesi beğenmedi ve eski tarza yakın şarkılara klip çekildi. Bu albümde sizce de böyle bir tehlike var mı? Yağmur: Tabii ki. Olabilir. Her şeyi öngörmemiz mümkün değil. Her albümde yeni bir şey sunmak isteyen bir ekipseniz bunu çok kafaya takmamanız gerekiyor. Belli bir beklenti içinde olan insanlar tarafından tepki alabilir. Çok önemli değil bizim için. Uzun soluklu bir aşamada anlaşılacağını, oturacağını düşünüyorum ben de. Özgür: Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Biz de büyüyoruz, olgunlaşıyoruz. Ortaya çıkardığımız müzik bir şekilde değişecek. Sürekli kendini tekrar eden bir ekip olmak istemeyiz. Ferman: Ortada daha tepki yok ama öyle olması zaten iyidir, kötü değildir. Herkes mutlu olursa da problem vardır. Benim de oldu zamanında Korn'da, "Untouchables" zordur mesela, dinledikçe sevmeye başladım. Bu albüm de bana öyle geliyor, dinlendikçe daha çok sevilecek. İstanbul'u "Şehr-i Hüzün" olarak tanımlıyorsunuz... Yağmur: İstanbul'u tek kelimeyle özetlemek çok zor bir şey. Bir sürü başlığı var ama biz hüzün kısmını almayı tercih ettik. Albümde nostaljik bir hava var. Eski dil olması da "Şehr-i Hüzün", onu gösteriyor. Ferman: Niye hüzün hissediyoruz? Ankara'dan geldiğimiz için orada sokakta gördüğümüz şeylerle burada gördüklerimiz çok farklı. Biz burada yıkık bir köşk ya da üç yüz yıllık bir çeşmenin üstündeki yazıları gördüğümüz zaman, çok garip oluyoruz. Gökdelenlerin yanında bir köşk yıkılmış ve kimsenin umurunda değil. Ankara'da bu kadar yoktur böyle bir şey. Bazı tipler var sokakta. Adam 1600'lerden mi çıkmış, 2050'den mi çıkmış belli değil. Özgür: Fark edilmeyen bir zamansızlığı ve karmaşası var bu şehrin. Saraylar, hanlar, bahçeler Sultanahmet'te 600, 700 yıllık binaların yanından tramvay geçiyor. İki sokak ileriye gidiyorsun internet kafe var, öteye gidiyorsun türkü bar, dergah, Eyüp'ten geçiyorsun camiler ve bu kadar karmaşa insanları hiç enterese etmiyor.
Şarkı sözlerinde Vega'dan Deniz Özbey ('Her Aşık Ölümü Tadacak') ve Gripin'den Birol Namoğlu'nun ('Dünyanın Sonuna Doğmuşum') katkıları var. Hepsi de GRGDN sanatçısı. Bu paslaşmalar nasıl oluyor? Yağmur: Dünya görüşü çok uzak adamlar değil sonuçta. Bir yere oturup iki tek attığımızda da güzel muhabbet edebildiğimiz adamlar. O çok doğal bir süreçti. Aynı stüdyoda kayıt yapıyoruz, Birol geliyor; "gel baba şarkıları dinle" diyoruz. Bizim şöyle bir süreç oldu; Ferman'ın DVD'sini izleyince de fark ediliyor. Özgür: "Sing Your Song"dan beri bir süreç var. Haluk'la (Haluk Kurosman; prodüktörleri) yolumuz kesişmiş, Hadi'yle (menajerleri) bize güvenmişler albümümüzü desteklemişler. Daha sonra İstanbul'a gelmişiz, albümümüz yok, Gripin'le sahneye çıkıyoruz. Bize destek oluyorlar, Vega aynı şekilde bize destek oldu. Yağmur: 'Dünyanın Sonuna Doğmuşum' da Birol'un katkısı oldu. Dünyanın sonuna doğmuşum onun cümlesi ve bunu Özgür'le daha önce paylaşmış. Döndü dolaştı bu tekrar geldi. Şarkıda bir noktada kilitlenmiştik, anahtar bir laf, cümle gerekiyordu. Birol'u da söz yazarlığı açısından severiz, iyi bir söz yazarıdır. "Dünyanın sonuna doğmuşum" lafı çok bir şey uyandırdı bizde. Ferman: Şarkıyı inanılmaz açtı ve takır takır yazmaya başladık. Bu albümde en zor çıkan şarkı hangisiydi? Ferman: 'Cevapsız Sorular'dır. İlk 2002'de yaptık, değil mi? Yağmur: Başladık, hatta ilk albüme girme olasılığı vardı. Defalarca değiştirdik. Yazdıkça ustalaştık ve beğenmemeye başladık. Ondan sonra da 'Üryan Geldim'dir. Onun müziği, gitar teması kaç senedir var. Çok güzel bir şey olacağını hissediyordum ama bir türlü yapamıyordum. Ama ikisi de sonuç itibariyle en güçlü şarkılar arasında. Demek ki bazen bir şey hissediyorsanız peşinden koşmak gerekiyor. En kolay hangisiydi? Yağmur: 'Beni Benimle Bırak' galiba. Hatta albümde ilk bitmiş şarkıdır. Ferman: 'Evdeki Ses'tir ya. Özgür: Gerçi o da hazır. (kahkahalar) Yağmur: Alper Ağa'yla onu yapmamız bizim için çok ayrı bir şey oldu. Sonuçta çok önemli bir isim bence. Yaptığımız müzikten farklı bir kulvardalar ama etkilendiğimiz isimlerden biridir Cartel. Rap ve hiphop dendi mi hala keyifle dinlediğim bir albüme o dönemde imza atmayı başardılar. Müzikal anlamda da bir sürü ilki yapmışlar, bağlama sample'ı kullanmışlar vesaire. CD PLAYER'DAN ÇALAN TAŞ PLAK: "ŞEHR-İ HÜZÜN" Bu albümü yaparken neler dinlediniz? Ferman: Bu süreç içinde beste yaparken beni en çok etkileyen albüm Ercüment Batanay'ın Tambur albümü oldu. Özgür: O kadar çok şey dinliyoruz ki, hangisinin neresinden ne şekilde etkilendiğimiz çok belli değil. Aslında olayın söz ve beste kısmında fazla yokum ben. Bizimkilerin nelerden etkilendiğini biliyorum ve sadece müzik değil: Sinema, kitaplar... Hayyam, Karacaoğlan'a gidilmesi, öyle bir edebi, felsefi bir yaklaşım mevzu bahis. Şöyle bir atak yapayım şeklinde değil de tüm bunların hepsinin birleşmesiyle ortaya çıkan ruh halinde müzik bunu istiyor ve şu an bunu çalmam iyi olur yaklaşımında geçti kayıt. Yağmur: Yok aslında. Ben albümün hem beste aşamasında, hem de prodüksiyon aşamasında da olduğum için fazla müzik dinlemedim. Ama genel olarak son dönemde çok nadiren dinlediğim zamanlarda daha çok 80'lerden dinliyorum. Elektroniğinden tutun da heavy metal'ine kadar. Eskiden kafa sallayarak dinlediğim şeyleri biraz daha prodüksiyon kafasıyla inceleyerek dinlemeyi seviyorum.
Albümü tek kelimeyle özetleyecek olsanız o kelime ya da cümle ne olur? Ferman: CD player'dan çalan taş plak... Bizi filmler de etkiledi dediniz, bu albüme karşılık gelen bir film var mı sizce? Yağmur: Bir günü anlatan bir film olabilir mesela. Gün doğumuyla başlayıp gün doğumuyla bitiyor albüm çünkü. Bir gün içinde yaşananları anlatan bir film olabilir. 24 yani (kahkahalar) Yağmur: Bu benim aklıma bir şeyi getirdi aslında. Albüm sırasında "Flatliners"ı çok izledim (Not: Bu kült filmde de 24'den tanıdığımız Keifer Sutherland oynar) ve albümü yaparken filmin birçok sahnesi gözümün önüne geldi. Özellikle de giriş sahnesi bu albümü dinlerken birçok sahnede vizyon olarak gözümün önüne gelir. Bir helikopter çekimi, okyanustan geliyor, gün doğuyor o sırada, şehri görüyorsunuz, kamera Keifer Sutherland’a yaklaşıyor, "Today Is A Good Day To Die" (Bugün ölmek için güzel bir gün) diyor. Bu albümde ölüm temasını çok fazla işledik. "Lost Boys"ta da böyle bir çekim var, vampirlerin gözünden. Ferman: Film olarak "İstanbul Kanatlarımın Altında"yı da söyleyebiliriz, hem Hayyam'dan dolayı (Ömer Hayyam filmde bir karakter olarak karşımıza çıkıyordu), hem de Tuluyhan Uğurlu'dan dolayı. Fanların seslerinin kullanıldığı bir şarkı var. Nasıl seçtiniz? Yağmur: Belli bir sürede sınırlandırmamız ve seçmemiz gerekiyordu. Belli kriterimiz yoktu, net anlaşılanları seçmeye çalıştık. Bu da aslında Hadi'nin (grubun menajeri) fikriydi. Güzel olur dedik. Her ne kadar bu dört senelik süreç bizim için dolu dolu geçtiyse de bizi bekleyen insanlar için sıkıcı bir süreç olmuş olabilir. Bunun amacı da bizi destekleyen insanlara selam çakmak yani.
"ŞEHR-İ HÜZÜN"ÜN İKİ KONUK YILDIZI
ALPER AGA Karakan ve Cartel'in Alper Cino'su Alper ile maNga odaklı bir söyleşi gerçekleştirdik. maNga'nın 'Evdeki Ses'i konserlerinde cover'ladığını daha önceden biliyor muydun, bir rock grubunun yaptığı bu cover ile ilgili ne düşünüyorsun? maNga'nın 'Evdeki Ses'i cover'ladığını ilk olarak sevgili arkadaşım Kerim Tunçay'dan öğrendim. (Kerim Tunçay, 90'lı yıllara damgasını vuran efsanevi Laneth ve Non Serviam dergilerinin en popüler yazarıydı. 1993 senesinde elinde Karakan demoları ile tüm plak şirketlerini dolaştı ve iş bilir (!) Unkapanı yapımcılarından "satmaz bu albüm, basmayız" yanıtını aldı. Bir süre sonra Karakan'ın da içinde bulunduğu Cartel projesi Almanya'da Polygram ile anlaştı ve grubun çıkardığı albüm Türkiye'de 500 bini aşan bir satış rakamına ulaştı. Üstelik yabancı albüm fiyatından.). Cover'ı maNga'nın bir konser kaydında dinledim ve ilk andan itibaren çok beğendim. Türkiye'de rap/rock fusion parçaları daha önce de yapıldı ama bence 'Evdeki Ses' şu ana kadarki en başarılı çalışma. Başka örneklerdeki gibi yapmacık bir hava yok, tam tersi gayet "real" bir parça dinlediğinizi hissediyorsunuz. Türkiye'de rap halen küçük görülüyor ve "Varoş müziği" olarak görülüyor. Oysa ki dünyanın her yerinde rap kasıp kavuruyor ve tikilerin bile tercihi haline gelmiş durumda. Rap Türkiye'de de er veya geç piyasaya hakim olacak. 'Evdeki Ses' cover'ı hem rapçilerin, hem rockçıların favori parçası haline gelebilecek potansiyele sahip. Eğlendiren, coşturan ve gevşeten bir parça. 'Evdeki Ses'in "Şehr-i Hüzün"deki yorumu için maNga'yla bir araya gelişiniz nasıl oldu? Sonuçtan memnun musunuz? İlk başta bu cover için bir araya geldik ama bu ilişki zamanla bir arkadaş, hatta bir abi-kardeş ilişkisine dönüştü. Bence Türkiye'nin tek gerçek "crossover / nu-metal / rap-rock", yani kısaca "rock+X" grubudur maNga. Yaptığımız cover'dan çok memnunum. Normalinde kendi yaptığım parçaları dinlemem ama 'Evdeki Ses' cover'ıyla antreman yapmayı alışkanlık haline getirdim. Bana inanılmaz güç veriyor. Amacım Türkiye'de rap müziğini farklı bir level'a taşımak. Rap artık sadece varoşların dinlediği bir "baş kaldırış" ya da "protesto" müziği değildir. Hedefim Türkçe rap'i eğlence mekanlarına, diskolara ve club'lara taşımak. Bugün rap olarak sadece 50 Cent, Lil Wayne, Timbaland çalan mekanlar yakın zamanda gerçek Türkçe Rap parçaları çalacaklar, buna emin olun.
TULUYHAN UĞURLU "Şehr-i Hüzün" albümünde maNga’ya ‘Gün Doğumu’ ve ‘Hayat Bu İşte’ şarkılarında eşlik eden Tuluyhan Uğurlu ile minik bir röportaj gerçekleştirdik. Manga'yla çalışmanız nasıl gerçekleşti? Manga ile çalışmamız için beni arayan grubun menajeri Hadi Elazzi oldu. Hadi ile DMC ile çalışmaya başladığım 2002 yılından beri dostuz. O dönemde DMC'de yapımcıydı. Senfoni Türk ve Beyazıtta Zaman albümlerimde birlikte çalıştık. Hadi çok titiz bir insan ve ortaya çok güzel sonuçlar çıktı. Sonraları çeşitli projeler için defalarca bir araya geldik. Ama istediğimiz gibi bir şeyler yapamadık. Nihayet Manga konusunda başladığımız projeyi sonlandırdık. İki şarkıda gruba eşlik ediyorsunuz. Ortaya çıkan sonuçlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Çalışmamızın çok başarılı olduğuna inanıyorum. Halktan da beğeni toplayacaktır. Manga benim müziğimi kendi müziği ile çok estetik ve doğru biçimde harmanladı. Birlikte iyi bir adım attığımıza inanıyorum. Şimdi bu beraberliği konserlerle pekiştirmek istiyoruz. Örneğin tarihi mekanlarda Manga ile birlikte sahneye çıkıp, yeni şeyler söylemek istiyoruz. Önümüzdeki aylar çok yeni şeylere gebe olabilir. Onlarla çalışmadan önce grubun müziği hakkında ne düşünüyordunuz? Çalışmadan önce de Manga'yı tanıyor, müziklerini biliyordum. Ben sırf bir iki konsere seyirci çekmek için yapılan müzikal çalışmalara karşıyım ve bu konuda bugüne kadar kimseyle çalışmadım. Manga'nın duruşu benim duruşumla yakınlıklar gösteriyor. Müziklerini belirli standartların içine yerleştirmek zor. Kendi müziklerini yapıyorlar. Sözleri anlamlı, sıradan şeylerdan bahsetmiyorlar. Popüler kültürün yarattığı bir grup değil... Kısaca Manga tanışmadan önce takdir ettiğim bir müzikal duruş sergiliyordu. Tanıştıktan sonra onları her açıdan kendime yakın buldum ve çok rahat çalıştık.
Röportaj: Doğu Yücel & İpek Atcan
|
FORUMDAN SON KONULARNE VAR NE YOK? |

manga_ece yorumu
Cumartesi, 03 Nisan 2010
ece1981 yorumu
Pazar, 04 Nisan 2010
kübra nur kalkan yorumu
Pazartesi, 24 Mayıs 2010
Kaan yorumu
Salı, 29 Haziran 2010
SESSIZLIK SONA ERDIIII =]
maNga foreveerrrr
cansu yorumu
Pazartesi, 05 Temmuz 2010
Elif yorumu
Cumartesi, 17 Temmuz 2010
buz yorumu
Cuma, 23 Temmuz 2010
€BUŞ yorumu
Pazartesi, 26 Temmuz 2010
€buş yorumu
Salı, 27 Temmuz 2010
blue jean dergisin başarılarının devamını dilerim ve ağustos sayısının da nolur manga nın büyük boy posterini yayımlayınn
(he bu arada manga nolur izmir de konser versin)
yaamur yorumu
Cuma, 30 Temmuz 2010
Filiz yorumu
Cuma, 30 Temmuz 2010
Filiz
MANGACOLİK yorumu
Pazar, 15 Ağustos 2010
maNgakolikkk yorumu
Pazar, 26 Eylül 2010
Fermanyakk yorumu
Pazar, 03 Ekim 2010
mangaqolic_smy yorumu
Salı, 05 Ekim 2010
sonsuza
hatice kübra yorumu
Cuma, 08 Ekim 2010
FermaNga_Mrv yorumu
Salı, 07 Aralık 2010
méLis_bLue jEan yorumu
Pazar, 12 Aralık 2010
nihal yorumu
Cuma, 31 Aralık 2010
ferman-beyzaa yorumu
Pazar, 02 Ocak 2011
maNgacı kızz yorumu
Çarşamba, 12 Ocak 2011
Aleyna yorumu
Pazartesi, 17 Ocak 2011
sevda yorumu
Çarşamba, 19 Ocak 2011
Spotlight yorumu
Çarşamba, 19 Ocak 2011
maN(ur)ga yorumu
Perşembe, 20 Ocak 2011
fermankolik-gülşen yorumu
Perşembe, 20 Ocak 2011
fermanqolik zeynep çınar yorumu
Perşembe, 10 Şubat 2011
zeyno=fermann!! yorumu
Cuma, 18 Şubat 2011
sizinle tanısmak ıstıyorummmmmmmmmmmmmmmmm
slnsrisu yorumu
Perşembe, 03 Mart 2011
fadime yorumu
Cumartesi, 05 Mart 2011
irem yorumu
Salı, 12 Temmuz 2011
irem manga yorumu
Pazartesi, 18 Temmuz 2011
irem manga yorumu
Salı, 19 Temmuz 2011
ferman..irem yorumu
Çarşamba, 20 Temmuz 2011
nazire fermanyak yorumu
Pazartesi, 08 Ağustos 2011
Enzel Nur yorumu
Cuma, 26 Ağustos 2011
ferman yorumu
Salı, 06 Eylül 2011
semra akgül yorumu
Çarşamba, 07 Aralık 2011
fermaNgabetüll yorumu
Cuma, 16 Aralık 2011
Hilal yorumu
Çarşamba, 21 Aralık 2011
maNgafan(: yorumu
Cumartesi, 14 Ocak 2012
stupid yorumu
Salı, 24 Ocak 2012