ALTIN ÇAĞINDA DEPECHE MODE / Depeche Mode

Depeche Mode hayranları için baharın erken geldiğini müjdelesek yalan olmaz herhalde. Peki ya albüm ve konser öncesi sizleri iyice havaya sokmak için bir de özel söyleşi önersek? İngiltere temsilcimiz Eralp Baydar, 19 Şubat öğle üzeri üçlünün beyni Martin L. Gore'la Londra'nın sosyetik mekanlarından Home House'da bir araya geldi.

GORE'UN TÜRK SEVGİLİSİ

Albümden önce turneyi konuşalım mı?

Nasıl istersen.

Son iki dünya turnesinin ardından yeni turnenin durakları arasında da İstanbul var. Her yollara düştüğünüzde Türkiye'ye uğramak güzel bir alışkanlığa dönüştü galiba?

Sayılır. Biliyorsun, 2001'deki "Exciter" albümü tanıtım turnesine dek çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye'ye gitme fırsatımız olmamıştı. Nihayet gittiğimizde Depeche Mode'un orada ne kadar popüler olduğunu anladık. Tuhaftır, Türkiye albüm satışları açısından hiçbir zaman başa güreştiğimiz ülkeler arasında yer almamıştı ama, gördüğümüz ilgi en fazla sattığımız ülkeleri aratmayacak derecede büyüktü. Üstelik konser öncesi ve sonrasında da gerçekten, gerçekten harika vakit geçirdik. İşin benim açımdan en güzel yanı, o dönem Türk bir kız arkadaşımın olmasıydı.

Biliyorum, Duygu...

(gözleri parlayarak) Aman Tanrım, tanıyor musun Duygu'yu?!

Şahsen hayır ama, emin ol, o dönem Türkiye'de herkes Duygu'nun kim olduğundan ya da en azından varlığından haberdardı!

(hayal kırıklığıyla) Ah, evet, anladım. Sanmıştım ki... Neyse, gördüğümüz ilgiden öylesine hoşnut kaldık ki, "Playing The Angel"ın tanıtım turnesine de İstanbul'u dahil ettik. Türk kız arkadaşım olsun olmasın, yeni albüm için turne planları yapıldığında duraklar arasına tekrar İstanbul'un katılması kaçınılmazdı. Şüphesiz, bundan sonra da her turnede mutlaka Türkiye'ye uğrayacağız.

Sakıncası yoksa biraz Duygu'dan bahsedebilir misin?

Sakıncası var aslında. Hatta iki sakıncası var. Birincisi, artık beraber değiliz ve bitmiş bir ilişki üzerine çene yormak gereksiz. İkincisi, öyle birşey yapmaya kalksak bile hakkında konuşulacak kişi burada bulunmadığı için doğru olmazdı.

TURNE

Pekala, o halde Duygu'yu es geçelim. Turneye çıkmak seni hala eskisi kadar heyecanlandırıyor mu?

Açıkçası çok daha heyecanlandırıyor. Bu da müzik endüstrisinde yaşanan değişimle bağlantılı biraz. Eskiden müzisyenleri ayakta tutan albüm satışlarıydı. Daha çok albüm satabilmek için tura çıkılırdı. Artık durum farklı. Yeni albümün tanıtım turnesi diyoruz ama, aslında bunu umursayan yok. Arenaları doldurmak için ille de hit albüm yayınlamanız gerekmiyor. Birçoklarına göre Depeche Mode'un en görkemli günleri "Violator" ya da "Music For The Masses" dönemi ama, bence esas altın çağımızı şimdi yaşıyoruz. Turnelerimize gösterilen ilgi hiç bu kadar büyük olmamıştı. Egomuzu okşayan şey albümü Top 10'de görmekten ziyade konser afişindeki "Sold Out" damgası. Diğer yandan, yaşım ilerledikçe sahneyi stüdyoya daha fazla yeğliyorum. Yollarda ve sahnede olmak çok daha heyecan verici. Bu ayrıca hayran kitlemizin git gide çeşitlenmesiyle ilgili. Erken dönemi sevenler var. Karanlık dönemi sevenler var. Rock dönemi sevenler var. 80'lerden beri dinleyenler. Yeni dinlemeye başlayanlar. Herkes için farklı bir Depeche Mode mevcut. Konserlerimizde çevrene bakarsan seyircilerin çok geniş bir yaş yelpazesine dağıldığını görebilirsin.

Desene iki saatlik konserler için herkesi memnun edecek set-list'ler hazırlamak kolay olmamalı.

Tam bir kabus! İkiyüzü aşkın Depeche Mode parçası arasından 20-22 tanesini seçmek hiç kolay değil. Hele de son albümden en az beş parça çalmak zorunda olduğumuzu hesaba katarsak. Ama her seferinde bir şekilde başarıyoruz.

DAVE GAHAN GERGİNLİĞİ

Peki ya "Sounds Of The Universe" için tekrar biraraya toplanmayı nasıl başardınız?

Özel bir çaba sarfetmedik, zamanı gelmişti ve hepimiz bunun farkındaydık. Laf aramızda, "Playing The Angel" ertesi ikinci solo albümünü yayınlamasına rağmen, ekibin en hevesli gözüken üyesi Dave'di.

Dave'den bahsetmişken, yakın dönemde gruba beste verme konusunda aranızda yaşanan gerginliğin sona erdiğini söyleyebilir miyiz?

Ne Dave, ne de başkasının gruba beste katkısında bulunmasıyla ilgili sorunum olabilir. Sonuçta Depeche Mode'u ileriye götürecek her şey kabulümdür. Sorunum, Dave'in tavrıydı. "Playing The Angel"ın ön hazırlıkları için toplandığımızda kimsenin fikrini sormadan "Albümün yarısı benim bestelerimden oluşmalı! Aksi takdirde ben bu işte yokum!" diye kestirip attı. Böyle bir horozlanma karşısında soğukkanlılığımı korumaya çalıştıysam da elbette fazla başarılı değildim. Neyse ki, prodüktörümüz Ben Hillier ve plak şirketi patronumuz Daniel Miller’ın çabalarıyla atmosfer yumuşadı, herkesi memnun edecek bir orta zemin yaratıldı. Ama ilk etapta fena bozulmuş, "Hey, kim olduğunu sanıyor bu adam!" diye düşünmekten kendimi alamamıştım.

"Sounds Of The Universe" için stüdyodayken Depeche Mode tarihinde ilk kez ortaklaşa bir beste bile yaptığınıza göre artık her şey yolunda olmalı.

Tabii, tabii, kesinlikle. O dönemi çoktan geçmişte bıraktık. Dave'in bestecilikte kısa sürede epey yol katettiği açık. Ayrıca beste vermeye başladığından beri gruba daha bir bağlandı. İtiraf etmem gerekirse, Dave bestecilik konusunda Depeche Mode'u benim kadar kavramış durumda. Altlarına imza koymasak birçokları kimin hangi parçayı yazdığını anlamakta zorlanır. Bahsettiğin ortak besteye gelince; adı 'Oh Well'. "Sounds Of The Universe'ün üç CD ve bir DVD'lik özel deluxe box-set baskısındaki ekstra parçalar arasında yer alacak, ayrıca bir remiksini de 'Wrong' single'ımızın b-side'ına koyduk. Yok, gerçekten Dave'le aramızda hiçbir sorun yok. Onun albümdeki bestelerinden birine, 'Come Back'e geri vokal yaptığım bile oldu.

ALBÜM PAKETLEMESİ

Sözkonusu box-set Depeche Mode hayranları için hazine gibi gözüküyor.

Böyle bir şeye Depeche Mode tarihinde ilk kez kalkıştık. Sadık Depeche Mode hayranlarına bir nevi teşekkür. Diğer iki CD bonus parçalar, remiksler ve çeşitli, yanılmıyorsam 14 tane, demolarla dolu. DVD'de ise albümle ilgili bir belgesel, uzun bir söyleşi, kısa bir film, tanıtım videoları ve albümün surround sound versiyonu var. Ah, ayrıca kutudan iki de kitap çıkıyor. İlkinde şarkı sözleri ve Anton Corbijn'in özel fotoğrafları. İkincisinde Daniel Miller (Mute Records'un patronu) dahil yığınla ismin çektiği stüdyo fotoğrafları.

İlk uzun metrajlı sinema denemesi "Control"ün kazandığı başarı ve ödüller ertesinde "Sounds Of The Universe"ün kapak tasarımı ve fotoğrafları için Anton Corbijn'i yakalamak zor olmadı mı?

Şimdilerde Anton'ın hızına yetişmek zor. Eskiden o bizim programımıza uyardı, artık biz onunkine uyuyoruz. Ama ne kadar yoğun olursa olsun Anton'ın daima Depeche Mode'a ayıracak zamanı olduğundan eminim. Gerçek şu ki, Anton'sız bir Depeche Mode düşünmek imkansız. Onunla yirmi yılı aşan bir mazimiz var. Görsel imajımızın yegane mimarı o. "Control"ün başarısı bizi çok sevindirmekle birlikte, Anton'ın saygın ve ödüllü bir sinema yönetmenine dönüşmesine hiç şaşırmadık. Nihayetinde onun ne kadar yetenekli olduğunu bizden iyi kim bilebilir!?

Tekrar çalıştığınız bir başka isim de Ben Hillier. Onun "Playing The Angel" prodüksiyonundan epey memnun kalmışa benziyorsunuz.

Tekrar çalışmasaydık aptallık etmiş olurduk. "Playing The Angel" bizim için adeta bir yeniden doğuş albümüydü ve o başarıyı herkesten çok Ben'e borçluyduk. Stüdyodaki ilk buluşmamızda onun Depeche Mode'u anlamaktaki yeteneği hepimizi hayrete sürüklemişti. Bize Depeche Mode'la ilgili unuttuğumuz şeyleri Ben'in hatırlattığını rahatça söyleyebilirim. Diğer deyişle, onun sayesinde vagonu tekrar raylara oturttuk.

DÜNÜN YARINI

İki albümü kıyaslayabilir misin?

"Sounds of the Universe", rock'a yakın saydığımız "Playing The Angel"a kıyasla daha elektronik. Ama kayıtlar sırasında yığınla retro enstrüman kullandık. Analog klavyeliler, drum machine'ler filan. Biraz retro-fütüristik bir albüm oldu. Dünün yarını gibi. Ben'le yeniden çalışmamıza bakıp karbon kopya bir albüm yapacağımızı düşünenler "Sounds of the Universe"ü dinlerken epey şaşıracak.

Daha önce yaptığınız hiçbir şeye benzemeyen 'Wrong'u ilk single seçmenizin özel bir sebebi var mı?

Daha önce yaptığımız hiçbir şeye benzememesi! O yüzdendir ki, ilk single olacağı ta en başından belliydi.

Albümdeki parçalardan 'Peace' bana Vince Clarke dönemi Depeche Mode'u anımsattı.

Emin misin? Böyle bir yorumla ilk kez karşılaşıyorum. Neyse, ama 'Peace'den bahsettiğin için teşekkürler. Yoksa ben altını çizecektim. 'Peace' benim için "Sounds Of The Universe"ün en önemli parçası. Ve hatta sanırım bugüne dek bestelediğim en iyi parça. En iyi değilse bile, beni en fazla tatmin eden parça.

BRIT ÖDÜLLERİ

Unutmadan, dün akşamki Brit Ödülleri törenini izledin mi?

Televizyonda şöyle bir baktım ama bu sabah erken kalkmam gerekiyordu ve çok geçmeden bütün gecemi adayacak kadar önemli bir olay olmadığına karar verdim.

Brit'lerde Hayat Boyu Başarı Ödülü bu yıl Pet Shop Boys'a verildi. Ufukta Depeche Mode için de böyle bir ödül görebiliyor musun?

Domuzlar kanatlanıp uçmaya başladığında belki! Pet Shop Boys'a bir lafım yok, o ödülü hakettikleri kesin ama, Britanya müzik endüstrisinin aynı ödülü Depeche Mode'a da layık bulacağından emin değilim.

DEPECHE MODE TÜRKİYE
Nicedir Depeche Mode'un ülkemizdeki hayranlarını tek çatı altında birleşiyor. Depeche Mode Türkiye fan club ve internet sitesi, grupla ilgili geniş bilgi ve taze haberlere ulaşabileceğiniz eşsiz bir kaynak. Blue Jean'den de tam not alan DMTR'nin adresi ise, www.depechemodetr.com

Düşününce, topu topu üç albüm çıkarıp dağılmasına karşın Spice Girls'e bile Brit'lerde Hayat Boyu Başarı Ödülü sunuldu. Oysa siz yaklaşık otuz yıldır başarıdan başarıya koşuyorsunuz. Yüz milyondan fazla albüm ve single sattınız, sırf geçen turnede 31 ülkeye uğrayıp 2.8 milyon hayranınızın karşısına çıktınız. U2, R.E.M. ve Metallica gibi süpergruplar ligindeki Depeche Mode'un kendi ülkesinde görmezden gelinmesinin sebebi ne sence?

(omuz silkiyor) Bilmiyorum! Belki de hala Depeche Mode'u hangi kategoriye sokacaklarına karar vermeye çalışıyorlar! Tanrım, Spice Girls, öyle mi? Ne diyebilirim, herhalde bize Girls Aloud'dan sonra sıra gelecek!

Depeche Mode'un otuzuncu kuruluş yıldönümü için bir şeyler planlıyor musunuz?

Birçok kaynak 1981 olarak yazsa da Depeche Mode 1980'de kuruldu, yani otuzuncu yıldönümü 2011'de değil, önümüzdeki sene. Bugünlerde albüm ve turneyle yatıp albüm ve turneyle kalkıyoruz. Albüm tanıtımını bitirip turne programına son rötuşlarını verelim, ondan sonra yıldönümüne yoğunlaşacağız. Ben ilk konserimizi verdiğimiz tarihin kutlama günü olmasından yanayım. Diğerleri de buna sıcak bakıyor.

Son olarak, 14 Mayıs Perşembe akşamı üçüncü kez karşısına çıkacağınız Türk hayranlarınıza yollayacak bir mesajın?

Tekrar İstanbul'da buluşmak için biz de en az sizler kadar sabırsızlanıyoruz! Teşekkürler! Teşekkürler! Sonsuz teşekkürler!

 

Röportaj: Eralp Baydar

Yorum Ekle


    • >:o
    • :-[
    • :'(
    • :-(
    • :-D
    • :-*
    • :-)
    • :P
    • :\
    • 8-)
    • ;-)

    Toplam 0 yorum var

    Reklam

    NE VAR NE YOK?





    Feedback