Glitter
2001
Mariah Carey'nin '90'lı yılların en önemli bayan şarkıcılarından biri olduğunu inkar edemeyiz. "Vision Of Love", "Emotions" ya da "Music Box" gibi albümlerle kariyerinin doruğunu yaşayan ve dünya çapında milyonlarca kopya albüm satan Mariah Carey'nin bir başka özelliği de Whitney Houston ve Janet Jackson ile birlikte müzik endüstrisinin en pahalı kadın şarkıcılarından biri oluşu. Kariyerinin zirvesini bağlı olduğu plak şirketi Sony'nin patronu Tony Mottola ile evlliği esnasında yaşayan Mariah Carey'ye ne olduysa, bu evlilik bittikten sonra oldu. Boşanmanın ardından Sony'de kalmayı uygun bulmayan Carey, rekor bir transfer ücreti ile Virgin saflarına geçti. Böylesine tantanalı bir dönemin ardından herkes nefeslerini tutmuş Virgin etiketli yeni Mariah Carey albümünü beklemekteydi. "Glitter", 2001 yılında Mariah Carey'nin başrol aldığı aynı adlı sinema yapıtıyla eş zamanlı olarak piyasaya sürüldü. Pop prensesi olarak ün salmış olmasına karşın rotasını değiştiren ve disco, R&B gibi türleri denemeye kalkan Mariah'ı "Glitter"a katkıda bulunan Ja Rule ve Busta Rhymes gibi baba isimlerin varlığı bile kurtaramadı. Sonuç tam bir fiyaskoydu. Albüm ne Mariah fanlarını tatmin etti ne de eleştirmenlerden iyi puan alabildi. Olan, varını yoğunu Mariah'a yatıran Virgin'e oldu. Mariah Carey ise söz konusu fiyaskonun ardından ciddi bir depresyon geçirdi.
Bedtime Stories
1994
"Like A Virgin" ve "Like A Prayer" gibi hit albümlerin ardından rüştünü ispatlayan ve '80'lerin en çok konuşulan pop yıldızlarından biri olan Madonna, o yıllarda şu sıralar olduğu gibi ağır ya da ermiş takılmıyor, tabir yerindeyse şımarık ve edepsiz bir kız çocuğu portresi çiziyordu. Herkes 'acaba şimdi ne yapacak' diye beklerken 1992'de "Erotica" ile çıkıverdi insanların karşısına. Albüm, Madonna'nın daha önce yaptığı hiçbir şeye benzemiyordu. Sınır tanımıyan megastar seks, din ve cinsiyet gibi tabulara takmıştı bu kez ve "Erotica"da söz konusu mevzuları kendi üslubuyla deşiyordu. Ama bu henüz bir başlangıçtı, Madonna bombayı bir sonraki sefere saklamıştı. "Bedtime Stories" 1994'te piyasaya sürüldüğünde iş daha ciddi boyutlara ulaştı. Madonna albümde erotizmle pornografi arasındaki sınırları zorluyordu. Nellee Hooper, Björk ve Babyface gibi mühim isimlerin katkısına rağmen, albüm 'içi boş' eleştirisine maruz kaldı. Satışlar da eleştirileri doğrularcasına düşük bir seviyede seyretti. Madonna o günleri anlatırken yaptığı hiçbir şeyden pişmanlık duymadığını söylüyor ama, bu söylem "Bedtime Stories"in hem ticari açıdan, hem de eleştirmenler gözünde battığı gerçeğini değiştiremiyor.
Return Of Saturn
2000
California, Bay Area'nın die-hard ska'cı topluluğu No Doubt, vasat denebilecek ve sadece yerel bir başarı getiren ilk çalışmalarının ardından majör bir plak şirketi ile anlaşmış, bu birlikteliğin ilk ürünü "Tragic Kingdom" olmuştu. Albüm önce Amerika'da, ardından da dünya genelinde büyük başarı yakalamış ve 10 milyonu aşkın kopya satmıştı. Dolayısıyla bir sonraki No Doubt albümü hem fanlar hem de müzik basını tarafından dört gözle beklenmekteydi. No Doubt "Tragic Kingdom"ın 5 yıl ardından, "Return Of Saturn" ile döndü müzik piyasasına. İlk single 'Ex-girlfriend' dinamik sound'uyla dikkat çekiyordu ve neredeyse albümün tek hitiydi. Albüm o dönem Gavin Rossdale'den (Bush) ayrılmış olan Gwen Stefani'nin kaleminden çıkan kırık kalpli aşk şarkılarıyla dolup taşıyordu ama kimsenin böyle şeyler duymaya ihtiyacı yoktu. Sonuçta tek single albümü kurtarmaya yetmedi ve "Return Of The Saturn" gişede büyük bir hayal kırıklığı yaşattı gruba.
One Hot Minute
1995
"One Hot Minute" albümünün biraz şaibeli bir başarı grafiği var aslında. Albüm kimi eleştirmenler tarafından yüceltilmiş, kimileri tarafından ise vasat bulunmuştu. Ticari başarısına göz atacak, hatta '91 tarihli "Blood Sugar Sex Magic" ile karşılaştıracak olursak, "One Hot Minute"in doğrudan sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. Albümün en önemli özelliği, ex-Jane's Addiction gitaristi Dave Navarro ile kaydedilen ilk ve de tek RHCP albümü oluşuydu. Aykırı şahsiyet Navarro'nun varlığı, Red Hot'ın müzikal kimliğine olduğu kadar duruşuna ve tavrına da yansımıştı doğal olarak. Öyle ki, "One Hot Minute" RHCP'nin elinden çıkma bir albüm değildi sanki. Bunun farkına kendileri de varmış olmalılar ki, onu yolladıktan sonra 'o bir arkadaştı ama asla bir kardeş olamadı' yorumunu yaptılar. Burdaki görderme yerine geç de olsa ulaştı ve RHCP'nin gerçek yıldızı John Frusciante yuvaya dönünce, şimdiden rock tarihinin klasikleri arasına giren "Californication"ı yaptı grup.
Insomniac
1995
"Dookie" Amerika'da grunge sonrası havayı en iyi kullanan albümlerden biriydi. Californialı salaş bir grubun 10 milyon kadar albüm satmasının bir açıklaması da buydu. Müthiş enerjisi ve olağanüstü şarkılarıyla Wezer'dan American Hi-Fi'a kadar birçok pop/punk grubuna kapı açmış bir başyapıttan sonra Green Day'in de işi zordu. Onlarsa renkten uzak, birbirinin karbon kopyaları gibi duran parçalarla dolu "Insomniac"a imza attılar. Yeni bir "Dookie" zaten beklenmiyordu ama bu kadar çabuk bir düşüş de olacak iş değildi. Spotlar üzerlerinden çevrilince "Nimrod" gibi süper bir albüm daha patlattılar, ardından da eleştirmenlerin olgunluk belirtisi olarak gördükleri "Warning" geldi. Artık Amerikan rock'ının best-seller'larından biri olmakla uzaktan akrabalar ama yine de onlardan kaliteli işler bekleyenlerin de hayal kırıklığına uğrama ihtimalleri azaldı gibi görünüyor.
Standing On The Shoulder Of Giants
2000
Bu albüm benim için (Çetin Cem) grubun "(What's The Story) Morning Glory?"den sonraki en iyi işidir. Gelgelelim albümün piyasa başarısına objektif bir bakış attığımızda, bunun sözlükteki karşılığının şaheserden ziyade hüsran olduğu ortada. Kıyaslamak gerekirse, yukarıda bahsettiğimiz ve her daim grubun en başarılısı olarak görülen albüm ABD'de 3,5 milyon satarken "Standing..." birkaç yüz bini bile bir araya getiremedi. "Çok tekrar ediyorlar" eleştirilerinin başlangıç noktası olan ama inanılmaz satan "Be Here Now"da bile çatır çatır hit çıkaran Oasis, bu albümde müthiş "Gas Panic" ve "Where Did All Go Wrong?"u unutup, çok sıradan bir şarkı olan "Go Let It Out" ve "Who Feels Love?"ı single çıkarınca satışlarda da yan yattı. Neyse ki "Heathen Chemistry" tekrardan Oasis'in iyi günlerindekine benzer ilgi gördü de, paniğe kapılmamıza gerek kalmadı.
Conspiracy Of One
2000
Tıpkı Green Day'e benzeyen bir başlangıcı var Offspring'in. California'da başarısız bir iki albümden sonra "Smash" isimli bir dinleyenin bir daha unutmasının zor olduğu bir bombayla ortalığı dağıttılar. Ardından Epitaph'tan Sony'ye olaylı bir şekilde geçtiler ve "Ixny On The Hombre"yi yayınladılar. İyi kötü idare etti bu albüm grubu. "Americana"yla ise grubun sıkı fanları mendil salladılar o 'isyankar' punk grubuna. Milyonlarca yeni fan kazandıkları için başarısızlık demeye dilimiz varmaz, amacına göre başarılıymış demek ki. Ama gelin görün ki, "Conspiracy Of One" yayınlandığında ne yeniyi, ne de eskiyi tatmin edebildiler. Brendan O'Brien gibi bir Seattle emektarıyla kaydedilmiş olması bile bize sevimli gösteremiyor bu albümü. "Original Prankster" ve "Want You Bad" vasattı ama eğlencelikti. E peki albümün bir öncekinin onda birinden az satması ne demek oluyor? Dexter ve arkadaşları hem yardan hem de serden geçemeyince, sonunda geldikleri nokta bu oldu.
Impossible Princess
1997
"O albüm hangisiydi?" diye soranlara hemen hatırlatalım: "Indie yıldızı olmak için S/A/W'dan kaçmasının ardından yaptığı ve "Confide In Me"li "Kylie Minogue" (1994) albümüyle, "Spinning Around" arasında yaptığı var ya, işte o! İşin aslı, bu albümü anımsatmak, "Yağmurdan Sonraki Soluk Ayın Öyküleri"ni sessiz film oyununda anlatmak kadar zor. İngiltere'de hiç başarı kaydedemeyen, kalesi Avustralya'da bile raflarda tozlanan bir albüm bu. Lady Diana'nın ölüm tarihine denk gelmesi sebebiyle adının "Kylie Minogue" olarak değiştirilmesi, albümün kendisinden daha çok akılda kalıcı bir olay. Ama bu işte de bir hayır var. Zirveden uzak olmakla baş edemeyen Kylie, tekrar majör bir plak şirketi olan Parlophone'a döndü, "Light Years" ve daha da önemlisi "Fever" albümlerini yayınladı. "Can't Get You Out Of My Head", "In Your Eyes" ve "Love At First Sight" gibi son yılların en baba pop parçalarını da bu başarısızlığa borçluyuz desek yeridir yani.
Invincible
2001
Pop müziğin kralı Michael Jackson, malesef '90'ların ortasından beri gol atamayan gol kralını oynuyor (bkz: Hakan Şükür). "Dangerous" MTV'de yüksek rotasyon elde eden birçok hit şarkı çıkartarak Michael Jackson'ın şöhretine büyük bir gölge düşürmemişti. "HIStory" ise best of kıvamında yine kabul edilebilir bir albümdü ama Jacko'nun tahtının sallanmasına neden olan esas icraat "Invincible" oldu. Albümden çıkan 'You Rock My World' lüks klibi ile başlangıçta ilgi çekip albümün ilk hafta Amerika satış rakamını 366 bin gibi iddialı bir rakama taşısa da, akabinde çıkan 'Butterflies' ve 'Cry', gündemi fazla belirleyemediler. Hatta 'Cry'ın video klibi Michael'a yakıştırılamadı ve küçümsendi. Öyle görünüyor ki, Michael Jackson küçük yaşta gelen şöhretin ve erken yaşta başladığı estetik ameliyat serisinin acısını şimdi çekiyor. Albümü istediği gibi satmayınca Sony Music'e karşı protesto kampanyası başlatan Jacko'yu bu davasında pek haklı göremiyorum. Hit şarkı üretemezsen, doğru dürüst fotoğraf çekimi yapmazsan, röportaj vermezsen, daha da önemlisi turneye çıkmazsan plak şirketi ne yapsın? Haksız mıyım?
Forever
2000
Baharat kızların tatsız tuzsuz bir albümüydü "Forever". Geri Halliwell'in "aman aman" olmayan albümü "Schizophonic" bile "Forever"dan eleştirmen ve satış bazında daha büyük bir başarı yakaladı. Eksik olan sadece Geri miydi, bilemem. Ya da promosyon çalışması mı iyi yapılmadı? Belki de en büyük sorun, '80'lerin pop sound'u ve imajı ile çıkış yakalayan Spice Girls'ün, modernleşeyim derken ruhunu kaybetmesiydi. R&B denemeleri hiç olmamıştı mesela. Arkalarındaki prodüksiyon ve beste takımı da belli ki bu defa derslerine iyi çalışmamıştı. Belki de Spice Girls doğal süreci içinde ömrünü tamamlamıştı. Sorun neydi bilmiyoruz ama albümün son şarkısının ismi 'Good Bye' (daha önce single olarak çıkmıştı) olduğuna göre, sanırım onlar da bu albümün, grup elemanlarının solo çalışmaları için bir başlangıç olduğunu biliyorlardı!
Rock In A Hard Place
1982
80'lerin başları Aerosmith için uğursuz yıllardı. Uyuşturucu batağına düşen grup gücünü yitirmiş ve anlaşmazlıklar baş göstermişti. Nitekim grubun orijinal gitaristleri Joe Perry ve Brad Whitford gruptan ayrılıp Steven Tyler'ı rock yolculuğunda yalnız bıraktılar. Albümün ismi bile Tyler'ın bu sıkıntısını dile getiriyordu. Jimmy Crespo ve Rick Duffay gibi iki usta gitaristi transfer etse de, diskografisinin en kötü albümünü çıkarmaktan kurtulamadı Aerosmith. Grup konserlerinde bu albümden parça çalmıyor. Best of'larına da bu albümden bir parça almadı. Yine de bu albümün başarısızlığı neticesinde Tyler'ın geri dönmek isteyen Perry ve Whitford'a kapılarını açtığı düşünülürse, bu başarısızlığın hayırlı bir sonuca bağlandığını söyleyebiliriz.
Wake Up And Smell The Coffee
2001
Zamanında Müzik Kutusu'nda tanıtımını yaparken bizim Özlem hangi ruh haliyle bu albüme dört yıldız verdi anlayamadım ben. :) Tabii bu işin şakası. Her müzik yazarı başlangıçta gaza gelip sevdiği grupların albümlerine hak ettiklerinden fazla not verebilir. Mesela ben de taş çatlasa 2 yıldız alabilecek Ozzy'in son albümüne üç yıldız vermiştim. Neyse, albümün hit çıkarmadığını duymayan kalmadı. Satışlara baksanız orada da pek hareket olmadığını göreceksiniz. Zaten ismi de, 'kahvaltı fonu' bir albüm olduğunu bas bas bağırıyor. Bu albüm hayalkırıklığı değil de, nedir?
Liberty
1988
İşte başarılarla dolu bir kariyere gölge düşüren bir albüm daha. Aslında o gölgenin geleceği de belliydi. Andy ve John Taylor Power Station isimli yan grup kurmuş, grubun geri kalan üyeleri ise Arcadia projesi ile onlara misilleme yapmıştı. Roger Taylor ve Andy Taylor'ın grubu resmen terk etmesine karşın Duran Duran durmadı ve 1986'da "Notorious" ile müziğe geri döndü. Albüm her ne kadar gruba yakışmayan bir çizgide olsa da, albümle aynı ismi taşıyan şarkının gazıyla iyi satış rakamına ulaştı. İki yıl sonraki "Big Thing" hayranları üzerken, esas hayalkırıklığı bir yıl sonraki "Liberty" ile geldi. İçinde bir tane bile güzel şarkı barındırmayan bir albüm yapma başarısını gösteren grup, bu albümden ders alarak sonraki albümlerde kalitesini artırdı ve "Wedding Album"le muhteşem bir dönüş yaptı.
Virtual 11
1998
Blaze Bayley'li ilk albüm "X-Factor" kişiselliği, deneyselliği ve özgünlüğü ile Maiden diskografisinde kendine saygın bir yer edinirken, bir sonraki albüm "Virtual 11", Maiden'ın kendine çizdiği yeni yolda çirkin bir tümseği temsil etti. Dahi müzisyen ama berbat prodüktör Steve Harris'in mixer başındaki kabiliyetsizliğini, ünlü futbolcuların albüm kapağındaki resimleri, turne esnasında düzenlenen futbol maçları, bir şampiyonlar ligi maçında dalgalanan dev Maiden bayrağı ve EDHunter isimli pc oyunu gibi promosyon atakları bile kapatamadı. 'The Angel and the Gambler' gibi tüm zamanların en kötü şarkılarından birine ev sahipliği yapan albümün turnesi X-factour'a göre başarılı geçse de, grubun düşüşe geçtiği barizdi. Nitekim grubun İngiltere'deki en kötü liste (16 numara) başarısını elde etmesi bunun bir göstergesiydi. Bu yüzden olsa gerek, grubun menajeri Rod Smallwood Bruce Dickinson'ın geri dönüşü için aracı oldu. Belki de "Virtual 11"ın tek yararı bu oldu.
Pop
1997
Bir fan olmanın cilvelerinden birisi. U2'nun hayal kırıklığı albümünü bulmak cidden zor. Beni U2'yla tanıştıran albüm olarak büyük anlam ifade etmesine rağmen ilerleyen zamanlarda en zayıf bulduğumdan aklıma gelen ilk isim olan "Zooropa"yı iddiasızlığı nedeniyle safdışı bıraktım. Ne de olsa efsanevi "Achtung Baby"nin turundan sonra "Şu parçalardan bir EP yapalım" diye öylesine ortaya atılmış bir fikirdi, sonradan 10 parçaya tamamlanıp çıkmıştı. "Pop" ise çıkış döneminde dünyanın en büyük grubundan gelmiş bir albüm olarak yayınlanışıyla kritik bir durumdaydı. İrlandalı dörtlünün elektronik sevgisini had safhaya çıkardığı albümün öncekilere göre satışlardaki göreceli durgunluğu, zaten bir başyapıt olarak nitelenemeyecek olan albümün bir de o yıl çıkmış kimi başyapıtların (en başta "OK Computer" olmak üzere) gölgesinde kalması "Pop"u U2 katalogunun üvey evladı yapıyor. Daha iyi üç-dört parça dışında bir eksiği olmayan ve bir prodüksiyon harikası albümden sonra gelen "All That You Can't Leave Behind"la elektronikayı bir kenara bırakması ve son konserlerinde albümden tek parça dahi çalmamaları da grubun bu "Pop"a küskünlüğünün kanıtı. Ve Diğerleri... Pet Shop Boys - Nightlife, Roxette - Crash! Boom! Bang!, Paradise Lost - Host, Ice T - Seven Deadly Sins, Megadeth - Risk, New Kids On The Block - Face The Music, Tiamat - Skeleton Skeletron, Therapy? - Infernal Love, Judas Priest - Jugulator, Skid Row - Subhuman Race, Scorpions - Eye 2 Eye, Vai - Sex&Religion, Queensryche - Hear In The Now Frontier, Snoop Doggy Dog (Snoop Dogg) - The Doggfather ayhan, doğu, çetin |











